Parayla Mutluluk Satın Alınabilir Mi?

Ya da eskilerin deyişiyle “Parayla saadet olur mu?” Geçtiğimiz hafta #iksohbeti‘nde masaya yatırdığımız ‘İşyerinde Mutluluk’ kavramı hakkında konuşurken çok yaygın olan bir yanlış algı tekrar su yüzeyine çıktı: İşyerinde Mutluluk eşittir Maaş. Oysa mutluluk maaştan ve maddi konulardan çok öteye bir olgu…

Çalışana ödenen ücret esas itibariyle bir hijyen faktör. O olmadan zaten işveren-işçi bağından söz etmek mümkün değil. Ama sadece maaşla bir çalışanı işyerine bağlamayı düşünmek de düpedüz hayal. Belki her gün işe gelip, masasında oturması sağlanabilir, ama o çalışan ne kadar verimli, ne kadar üretken olur? Günün sonunda şirketini ne kadar ileriye taşıyabilir?

Maaş haricinde şirketler çalışanlarına çok ciddi oranlarda motivasyon bütçeleri de harcıyorlar. Bunun belki de gelmiş geçmiş en uç örneğini geçtiğimiz hafta gördük. Dünya’nın en zengin işadamlarından Çinli bir patron, şirketindeki tam 6400 çalışanını Fransa’ya tatile götürmüş. Paris ve Nice’te yüzlerce otelde yapılan binlerce odalık konaklamalar, Fransa’nın başkenti ve Cote d’Azur’da şehir turları… Hepsi birlikte, tatil için toplam 33 milyon Euro (yaklaşık 100 milyon TL) harcanmış.

enhanced-11183-1431333974-5

Peki maaşlar ve motivasyon harcamaları ne kadar etkili oluyor? İki gün, bir hafta, üç ay…? Seneler önce İngiliz müzik grubu Beatles, aslında konuya son noktayı açık ve net bir şekilde koymuş: “Money can’t buy me love.” yani “Para bana aşkı satın alamaz.” HAY Group’un geçtiğimiz yıllarda düzenlediği bir Bahar Konferansı’nın teması da “Aşk mı? Para mı?” üzerineydi. Hazırlanan bir videoda sokaktaki insana bu soru yöneltilmişti. Verilen yanıtlar %50-%50 dengeli ayrılmış gibiydi; yani ortaya çıkan genel kanı aslında her ikisine de ihtiyaç duyduğumuzdu. O halde tek başına para yeterli olmuyor, biraz aşk da lazım!

İşyerlerinde çalışanları motive eden, onları şirketlerine bağlayan, işleri için emek vermeyi, çabalamayı, çalışanın işine kendisini vermesini, tutkuyla çalışmasını, işinde üstün performans sergilemesini sağlayan şey para değil, mutluluk…

Çalışana dokunan, çalışanı mutlu eden şeyler de çoğu zaman bütçesiz, manevi şeyler. Örneğin, geçtiğimiz günlerde kutlanan Anneler Günü. Elbette şirketteki annelere birer çiçek, birer kutu çikolata da alınabilir. Fakat iki gün sonra verilen çiçek solduğunda, kutudaki çikolatalar bittiğinde geriye ne kalacak? Aslolan çalışanın kalbine seslenen, onu değerli hissettiren şeyler yapabilmek.

İlla özel günlerde de değil, bunu her zaman yapabilmek, sürekli kılabilmek gerekir. İngilizce’de “It’s the little things that count” denir, yani küçük şeyler bir araya geldiğinde esas etkiyi yaratır. Ya küçük ‘önemsiz‘ şeyler üst üste geldiğinde insanı bir patlama noktasına getirir, ya da küçük ‘önemsiz‘ şeyler birbiri ardına gelir ve o ortamda mutluluk, güven, sevgi ve bağlılık yaratır.

En basitinden her sabah karşındaki insana güleryüzle “Günaydın” demek. Güne pozitif bir şekilde başlamak ve bu enerjiyi başkalarıyla paylaşmak o kadar etkili ki… Fransız tatil köyleri Club Med’de çalışan tüm gençlere (GO: Gentil Organisateur, yani Kibar Organizatörler) söylenen ilk kural şu: Diğer çalışanlar veya konaklayan müşterilere, yani köyde karşılaştıkları herkese mutlaka ama mutlaka güleryüzle ve günün saatine uygun bir şekilde “Merhaba”, “Günaydın”, “İyi Günler”, “İyi Akşamlar”, “İyi Geceler” demeleri gerekiyor.

Güleryüzlülük ve pozitif enerji gibi, yardımseverlik, teşekkür etmek ve ikramda bulunmak da İşyerinde Mutluluk için önerilenler arasında. Belki çok basit gözüken tavsiyeler; aslında yapması bir o kadar da basit olan, fakat yoğun iş temposunda çoğu zaman atlanılan ve modern yaşantıda unutulmaya yüz tutmuş değerler. Stresli ve yoğun tempoda yürüyen iş dünyasında bu değerler çoğaltılırsa, çalışanların birbirine yaptıkları iyilikler artarsa esas o zaman mutluluk o ortamda, yani işyerinde yayılır. Esas o zaman çalışanlar verimli ve üretken olurlar, esas o zaman şirketi uçururlar!

Çalışana elbette bir ücret ödenecek, fakat sadece maaş vererek olmaz… İşyerinde mutluluğu ve bağlılığı esas sağlayan, şirkette saadeti getiren bu küçük şeyler… Hatta çoğu zaman, çalışanlar bu küçük şeylerin yokluğunda, daha yüksek maaşlardan bile vazgeçebiliyorlar.

Mutlu Olduğun Yerde, Mutlu Çalış!

Pozitif Psikoloji ilkelerinin İnsan Kaynakları literatürüne yerleşmesiyle, şirketler daha başarılı iş sonuçları için öncelikle çalışanlarını mutlu etmeleri gerektiğini kavradı.

Cep telefonlarının akıllanması, masaüstü bilgisayarların el tabletlerine dönüşmesi, bulut bilişim teknolojisi, wi-fi ve gittikçe iyileşen (daha da iyileşecek olan) mobil internet sayesinde çalışanlar artık istedikleri yerden, istedikleri zaman e-maillerine erişebiliyor, ofislerine ‘bağlanabiliyorlar’.

Teknoloji çalışanların hayatlarını kolaylaştırırken, metropol koşullarında gittikçe artan trafikle birlikte iş-yaşam dengesini korumak ise günden güne zorlaşıyor. Hal böyleyken, İşte Yaşam olgusunu desteklemek üzere şirketler bir bir Esnek Çalışma pratikleri uygulamaya başladı. Kimisi şirkete giriş-çıkış saatlerini çalışanın kendi belirleyebileceği Esnek Saatler uygulamasını, kimisi de çalışanların belirli günler uzaktan bağlantıyla evden çalışma imkanı sağladığı Home Office uygulamasını başlattı.

Esnek Çalışma bugüne kadar şirketlerin sadece İşveren Markası stratejilerinde kullandığı bir olguydu. Ama artık hayatın kaçınılmaz bir gerçeği olmasıyla İnsan Kaynakları’ndan Pazarlama departmanlarına da sıçrayıp Tüketici Markası reklamlarına da konu olmaya başladı!

HP Mutlu Olduğun Yerde Çalış

HP, 360 derece dönen ekranı sayesinde hem dizüstü bilgisayar, hem tablet olarak kullanılabilen yeni esnek bilgisayarını “Mutlu Olduğun Yerde Çalış” sloganıyla duyurdu. İlanda kullanılan görselde kot pantolon ve spor ayakkabıları giymiş bir beyaz yakalı, deniz kenarında ayaklarını uzatıp ‘mutlu olduğu yerde’ uzaktan keyifle çalışmanın tadını çıkarıyor.

Reklam kampanyasıyla yeni bilgisayarını tanıtmanın yanında, HP Avrupa’daki tüketiciler için bir yarışma da düzenlemiş. #WorkHappy hashtag’ini kullanarak HP’nin sosyal medya hesaplarına ‘Mutlu Olduğu Yerde Çalıştığı’ fotoğraflarını paylaşan katılımcılar, yarışma süresince her hafta birer tablet kazanma şansını yakalıyorlar.

ABD’de ise benzer bir şekilde #workfromhappyplace hashtag’ini kullananlar, HP’nin sosyal medya hesaplarında fotoğraflarıyla beraber esnek çalışma hikayelerini de paylaşıyorlar. Böylece insanların birbirlerinden ilham alarak, ofis dışında farklı yerlerde çalışırken mutlu olabilmeyi keşfetmeleri amaçlanıyor.

Sitede esnek çalışma hakkında bazı enteresan istatistikler de yayınlanmış; örneğin,

  • Çalışırken yürüyüşe çıkmak yaratıcılığınızı ortalama %60 arttırıyor,
  • Ofis çalışanlarının günde ortalama 73 kez işleri bölünüyor,
  • İnsanların en iyi fikirlere ilham buldukları 5 yer: duşta, uykuda, arabada, yürüyüşte, sporda.
  • Ofis dışında çalıştığınızda %43’e kadar daha yaratıcı oluyorsunuz.

hpfastfacts

HP’nin globalde başlattığı ve ülkemizde de yayınlanmaya başlayan ‘Mutlu Olduğun Yerde Çalış’ kampanyası dünyanın artık bu yöne doğru gittiğinin bir göstergesi. Esnek Çalışma yakın bir gelecekte hayatın tartışmasız bir gerçeği olacağa benziyor, öyle değil mi?

Google’a mektup…

Haziran’ı neredeyse devirmek üzere olduğumuz bu günlerde yaz sıcaklarının kendini iyice hissettirmesiyle, İK departmanlarının gündeminde şirkette yıllık izin planlamasının bir an önce yapılması varken, çalışanlar da patronlarından yıllık izin koparma peşinde.

Tam bu zamanlamaya paralel olarak, Amerika’dan yüzleri güldüren bir yıllık izin hikayesi geldi! Şirket ABD’de Great Place to Work – En İyi İşverenler listesinde arka arkaya üç yıldır birinci olan Google. Hikaye Google’ın neden bu listede bir numara olduğunu hemen gözler önüne seriyor. Talebin şekli ve naifliği karşısında şirketin cevabı da aynı oranda samimi ve içten yazılmış.

Yıllık izin talebi sanılanın aksine çalışan tarafından değil, çalışanın küçük kızından geliyor! Üstelik el yazısıyla pastel boyalarla yazdığı bir mektupla!

20140625-194753-71273096.jpg

Babası Google’da çalışan küçük Katie, mavi renkli pastel kalemlerle şunu yazmış:
“Sevgili Google çalışanı,
Babam işe gittiğinde, ona bir günlük izin verebilir misiniz? Mesela Çarşamba günü izin kullanabilir mi? Çünkü babamın SADECE Cumartesi’leri bir günlük tatili oluyor.”

Katie,
Not: O gün babamın DOĞUM GÜNÜ!
Not 2: Şu an yazın biliyorsunuz”

20140625-194953-71393605.jpg

Küçük Katie’nin kısa sürede tüm dünyada viral olan bu sevimli mektubuna işte Google’ın cevabı:
“Sevgili Katie,

Düşünceli not ve talebin için teşekkür ederiz.

Baban Google ve dünyadaki milyonlarca insan için birçok güzel ve göze hoş gelen tasarımlar yaparken çok sıkı bir şekilde çalıştı.

Doğumgünü sebebiyle ve yazın bazı Çarşamba günleri izin kullanmanın önemini haklı bularak, babana Temmuz ayının ilk haftasını komple tatil zamanı olarak izin veriyoruz.

İyi eğlenceler!”

Amerika’daki internet sitelerinin Google’la görüşüp doğrulattığı bu haber bizlere bir kez daha İnsan Kaynakları (unutmamalı ki bütün yöneticiler bir İK’cıdır!) olarak yıllık izinlerden performans görüşmelerine, motivasyon etkinliklerinden duyurulara çalışanlarla bütün süreç ve temas noktalarında insancıl yaklaşımın ne kadar önemli olduğunu hatırlatıyor. Şirket çalışanına insancıl davranırsa, çalışanlar müşterilere de aynı şekilde davranır ve bunun tek bir sonucu olur: başarı kaçınılmaz olur! (Google, En İyi İşverenler listelerinde birinci sırada ve dünyada milyonlarca insanın bilgisayarını açtığında gördüğü ilk sayfa…)

Mutluluğu Kendiniz için Değil, Başkaları için Arayın!

İnternette dolaşan bir balon deneyi hikayesi var, benim çok hoşuma gitti. Özel hayatınızla olduğu kadar, iş dünyası ve yönetim anlayışıyla da çok bağdaştığı için buradan paylaşmak istedim:

Bir seminer sırasında eğitmen, salonda bulunan 50 katılımcının her birisine tek tek birer balon vermiş ve siyah tahta kalemiyle kendilerine verilen balonların üzerine isimlerini yazmalarını istemiş. Balonları toplamışlar ve hepsini bir başka odaya koymuşlar.

20140531-231455-83695063.jpg

Katılımcılar biraz sonra bu ikinci odaya alınıp, kendi isimlerinin olduğu balonları bulmaları istenmiş. Bunun için beş dakika süre verilmiş, ama nafile. Kendi balonlarını arayan katılımcılar, verilen sürenin de daralmasıyla çılgınca balonlarını aramaya, hatta birbirlerine çarpmaya ve daha sonra balonumu bulacağım diye bibirlerini itmeye, ezmeye başlamışlar… Tam bir kaos durumu ortaya çıkmaya başlamış! Beş dakikanın sonunda da tek bir kişi bile kendi balonunu bulamamış.

Daha sonra katılımcılardan salondaki herhangi bir balonu alıp, üzerinde ismi olan kişiyi bulup ona vermeleri istenmiş. Bu sefer sadece birkaç dakika içinde tüm balonlar sahiplerini bulmuş!

Internette bu deneyin nerede, kimin tarafından yapıldığı yazmıyor, o yüzden referans veremeyeceğim. Fakat deneyin sonuçları çok çarpıcı. Gerçekleri çok somut ve net bir şekilde ortaya koyuyor.

Salt kendisini düşünen, kendi çıkarını gözeten kimse bu yolda başkalarıyla çarpışır ve istediğini elde etme noktasında zorlanır. Oysa başkasının iyiliğini düşünen, başkalarına yardımcı olanlar kollektif olarak daha kolay ve daha hızlı başarılı olurlar.

Tıpkı özel hayatta olduğu kadar iş hayatında da başarılı ve mutlu olmak için bencil ve kapalı olmak yerine her zaman yardımsever ve ekip anlayışıyla hareket etmeli.

Sürekli kendi balonunuzun peşinden koşmayın, her zaman başkalarının balonlarını bulmalarına da yardımcı olun!

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: